Bir bebeğin dünyaya gelmesi için sadece varolması yetmez. Varolduğu andan itibaren, içinde bulunduğu daha büyük bir şeyle bağlantıda olması gerekir. Yani embriyo annenin bedeniyle bağlantıda olduğu ve ondan beslenebildiği oranda yaşama tutunabilir. Bu süreçte anne ile bebek arasındaki bağ kurulmaya başlar.
Bebeğin doğumuyla birlikte göbek bağı kesilir ama daha büyük bir varlıkla bağlantıda olma mecburiyeti bitmez. Anneye (genel anlamda bakım veren gibi de düşünülebilir) olan gereksinimi hayatidir ve bu gereksinimleri karşılamasını sağlayan çeşitli tepkiler verir. Ağlar, memeyi arar, emer ve etrafındakileri algılamaya ve dinlemeye başlar. Büyümeye devam ettikçe gereksinimlerini karşılamaya yönelik tepkileri gelişir, karmaşıklaşır ve gitgide daha bağımsız hale gelir. Biberonu ilk tutuşu, elleriyle bir şeyleri kavraması, gidip istediği şeyi alması, istediğini söylemesi ve daha sonra da istediklerini yapabilmeye başlaması aşama aşama bir sürü bağımsızlaşma tepkilerini içerir. Sanki çocuk bir an önce büyümek ve özgürleşmek ister gibi bir çok bilişsel, duygusal ve davranışsal repertuarı hızla öğrenmeye başlar.
Aileden bağımsızlaşması, arkadaşlar, öğretmenler, sevgililer, eşler gibi diğer insanlara ve topluluklara olan bağlarının gelişmesini sağlar. Yani özerklik, hiçkimseye bağlı olmaması demek değil, yaşamda farklı varlık alanlarına yönelik bağlar geliştirmesi demektir. Bu bağlar diğer insanlara, gruplara olabildiği gibi yaşamın diğer alanlarına yönelik çeşitli bağlar geliştirmek biçiminde de olabilir. Örneğin üretkenlikle, doğayla, sanatla, çeşitli hobilerle, değerler ve ideolojilerle kurulan bağlar bizim yetişkinlikteki yaşamla olan bağlarımızı oluştururlar. Yani bebeğin ilk annesiyle bağlar kurarak yaşama tutunması, bağımsızlaşmasıyla birlikte hayatın diğer varlık alanlarıyla kurduğu bağlarla yer değiştirmesine ve bu yeni bağlarla yaşamda tutunmaya devam etmesine dönüşmüştür diyebiliriz.
Bu bağlar bizim yaşamdaki zorluklar karşısında, beslendiğimiz, korunduğumuz, amaç edindiğimiz ve anlam bulduğumuz ilişkiler ağını oluşturur. Zorluk yaşarken bağlarımız bizi güçlendirir, bize destek ve kaynak sağlar. Yaşamla bağlantıda olmamız, psikolojik dayanıklılığımızı arttıran ve onu oluşturan güçlü bir psikolojik kapasiteye sahip olmamız anlamına gelir. Yani anlamlı ve güvenli bulduğumuz aile ve arkadaşlar gibi sosyal bağlar içinde olmak, anlamlı bulduğumuz değerlere sahip olmak, sanatla ve doğayla bağlantıda olarak, kendimizi yansıtabileceğimiz üretkenlik ve hobi alanlarına yönelmek gibi yaşamın farklı alanlarıyla bağlar geliştirmek bizim psikolojik dayanıklılığımız için gereklidir. Bu bağların yanında kendimizle yakınlık kurmamız, ihtiyaçlarımıza ve yönelimlerimize sahip çıkmamız, yaşamsal becerilerimizi geliştirmemiz de kendimizle sağlıklı bir bağ içinde olmamız anlamına gelir. Kendimizle ve dünyayla kurduğumuz bu ilişkiler ağı; güvenli, değerli, anlamlı bir yaşam kurgusunu ve pratiğini olanaklı hale getirir. Anneyle başlayan yolculuğumuz, yaşamın bütününe dalga dalga yayılır, havasına suyuna karışır gider.